Gizemli Tabby’nin Yıldızı Hakkında Yeni Fikirler

Dev Bir Gezegen mi, Halkaları Olan Bir Gezegen mi?

227

KIC 8462852 (diğer adıyla Tabby’nin Yıldızı), 2015 Eylül’ünde, parlaklığında gizemli bir düşüş gerçekleştiği keşfedildiğinde herkesin ilgisini çekmişti.  Yaklaşık iki hafta önce (18 Mayıs’ta), yıldızın yine aynı durumda olduğu duyuruldu ve Dünya’nın her köşesinden gözlemevleri kararma gerçekleştiğinde gözleyebilmek için teleskoplarını yıldıza çevirdiler.

Daha önce de olduğu gibi bu gizemli davranış, buna neyin sebep oluyor olabileceğine dair spekülasyonları körükledi. Önceleri fikirler geçiş yapan kuyruklu yıldızlardan yutulan bir gezegene ve uzaylı mega yapılarına kadar değişim gösteriyordu. Ancak konuyla ilgili üretilen son çalışmalarla birlikte yıldızın ışık eğrisi sırasıyla sistemdeki bir kalıntı diskiyle ve Troya asteroidleriyle ve de dış Güneş Sistemi’ndeki bir halka sistemiyle ilişkilendirildi.

KIC 8462852: Troya’lar 2021’de geri dönecek mi?” başlıklı ilk çalışma Valencia Üniversitesi, Cantabria Fizik Enstitüsü (IFCA) ve Andalusia Astrofizik Enstitüsü’nden (IAA) bir ekip tarafından hazırlandı. Makale yakın zamanda Monthly Notices of the Royal Astronomical Society’ye sunuldu ve Tabby’nin Yıldızı’nın stabil bir kalıntının varlığıyla açıklanabileceği iddiasını öne sürüyor.

KIC 8462852 sisteminin, parlaklığında Troya’ların muhtemel etkisini gösteren diyagramı. (F. Ballesteros et al.)

Fernando J. Ballesteros’un yönettiği ekip, sistemin parlaklıktaki tüm düşüşleri açıklayabilecek bir modelini oluşturmak için Kepler görevi tarafından elde edilen verileri kullandı. Bunlar arasında 2015’te gözlenen %20’lik düşüş ve bunu takip eden periyodik olmayan tekrarlar ve asimetrik düşüşler de bulunuyor. Ekip bundan yola çıkarak halkalı bir cisim ve onun yörüngesini paylaşan Troya asteroidlerinin ilk büyük düşüşü ve izleyen düşüşler periyodunu açıklayabileceğini belirledi.

Bu açıklama yalnızca yıldızın kararmasına neyin sebep olduğuna dair tamamen doğal bir tanım sunmakla kalmıyor, aynı zamanda (eğer doğruysa) teorilerini doğrulayacak bir tahmin de sağlıyor. Makalede belirttikleri şekilde:

Boyajian et al. (2016)’daki kuyruklu yıldız bulutlarından Wright et al. (2016)’daki Dyson küresine kadar, hiçbir zaman doğrudan gözlenmemiş astronomik cisimlerin varlığına ihtiyaç duyan, başka yazarlar tarafından zaten tartışılmış tüm senaryolar göz önüne alındığında, bizim modelimiz nispeten tanıdık cisimlere, isim vermek gerekirse yörüngesinde halkaları olan büyük bir gezegen ve bir Troya asteroidleri bulutu gerektiriyor. Dahası bizim modelimiz, kesin bir öngörüde bulunmamıza izin veriyor: önde giden Troya bulutu, 2021 civarlarında ışık eğrisinde yeni bir düzensizlikler periyoduna neden olmalı.”

İlginç şekilde, Penn State Üniversitesi’nden profesör ve uzaylı mega yapı teorisini öne süren kişi olan Jason Wright, bu makale üzerine itiraz ediyor. Elbette ekip çalışmalarında kendisini çalışmasına atıfta bulunduğu için bu anlaşılabilir. Kendi web sitesinde, AstroWright’ta, teorinin çok sayıda kuvvetli noktası bulunduğunu, ama belirli gözlemlere açıklama getirmediğini belirtiyor.

Tabby’nin Yıldızı etrafında dönen bir tozlu kuyruklu yıldız parçaları yığınının sanatçı tasviri. (NASA/JPL-Caltech)

Kendisinin de belirttiği gibi, Tabby’nin Yıldızı’nda gözlenen düşüşler, doğal bir olayla açıklanamayacak şekilde oldukça dik. Çalışmaları aynı zamanda uzun süreli kararma ya da IR ve milimetre dalga gözlemlerinin üst limitleri gibi şeylere de değinmiyor. Ama Wrigth’a göre belki de en çok göze batan, görülen türde bir kararmayı meydana getirecek kütle:

Çok fazla asteroide ihtiyaçları var: gerçekte ne kadar olduğunu söylemiyorlar ama verdikleri sayı çok büyük: bir Jüpiter kütlesinden daha fazla! Böyle bir yığının gerçek bir gezegenin etrafındaki aynı yörüngede nasıl stabil olacağını anlamıyorum. Jüpiter’in Troya asteroidlerinin şu anda olduğu gibi işlemelerinin bir sebebi de, Jüpiter’i gerçekten rahatsız etmemeleri. Ayrıca bir Jüpiter kütlesindeki maddeyi bir gezegene çökmekten ya da üzerine düşmekten nasıl alı koyabilirsiniz? Üstelik bir Jüpiter kütlesi kadar kayayı nereden bulabilirsiniz?!

“Tabetha’nın Halkaları” başlıklı ikinci makale de yakın zamanda MNRAS’a iletildi. Washington Üniversitesi McDonnell Uzay Bilimleri Merkezi ve Fizik Bölümü’nden Profesör Jonathon Katz tarafından yazılan makale, Tabby’nin Yıldızı’nda gözlenen düşüşlerin Güneş Sistemi içerisindeki maddeler tarafından, özellikle de Kepler’in görüş hattıyla KIC 8462852 arasındaki halkalı bir cisimden kaynaklandığını öne sürüyor.

Katz düşüşler arasındaki zaman ve Kepler’in yörüngesi ile görüş hattını temel alarak bu muhtemel halkanın uzaklığının ne olabileceğini hesapladı ve büyüklüğüyle içerisindeki parçacıklı maddenin dağılımına dair de tahminler sağladı. Çalışmasında yazdığı gibi, 600 metre büyüklüğündeki bir cisim, sadece kısa bir süre için olsa da Tabby’nin Yıldızı’ndan gelen tüm ışığı örtmeye yeterli olacaktır.

Tabby’nin Yıldızı’nda gözlenen sönükleşmeye dış Güneş Sistemi’ndeki halka benzeri bir yapı sebep oluyor olabilir mi? (NASA/JHUAPL/SwRI)

Dahası, Kepler’in (ve Dünya’nın) yörünge hareketi düşünülürse, parlaklıkta gözlenen düşüşler halka boyunca teleskobun hareket ettiği mesafeye denk bir mesafe uzanan engelleyici bir bulutun varlığını gerektiriyor. Nihayetinde bu makale tanımlayıcı bir hipotezden çok, Katz’ın kendi kanılarını doğruladığı bir düşünce deneyi.

“Yaklaşık iki Kepler yılıyla ayrılmış iki dönemde derin düşüşlerin gerçekleşiyor olması, olayın yıldızın çevresinden ziyade yerel olabileceğinin işareti.” ”Bu kanıt anlamlı ama istatistiksel olarak ikna edici değil çünkü ara, Kepler yıllarının kesin bir tam sayı katından küçük bir yüzdeyle ayrılıyor. Ama geçerli bir yıldız çevresi modelinin geliştirilmesi ve geçmişte dar gezegen halkalarının yıldız örtülmesiyle keşfedilmiş olması, Güneş Sistemi halkalarını içeren muhtemel açıklamaların araştırılmasını haklı çıkarıyor.”

Katz’ın çalışmasının bir başka ilginç yönü de, onun da gelecekte gerçekleşecek sönükleşme olaylarına dair tahminler yürütüyor olması. Kısacası hipotez, gelecekteki düşüşlerin yeryüzünden, birbirlerinden yalnızca bir yıl ayrı aralıklarda gözlenebileceğine işaret ediyor. Ama bu makale üzerine de yorum yapan Wright’a göre, bu bir hesap hatası.

“Bazı çıkarımlar başarılı oldu, ama buradaki matematiğin bir kısmı bana yanlış görünüyor (düşüşlerin yeryüzünden, bu cismin yörünge hareketini görmezden gelir şekilde, 365.25 günün tamamı boyunca görülebileceğini öngörüyor)” diye ekliyor. Ama Wright aynı zamanda, kendisinin de bir yıl önce yaptığına benzer bu argümanı oluşturduğu için Katz’ı tebrik ediyor.

Tabby’nin Yıldızı’nın parlaklığında yaşadığı düşüşlerin sebebi bu, bir uzaylı mega yapısı olabilir mi?

Geçtiğimiz yaz (31 Ağustos 2016), Tabby’nin Yıldızı’nın parlaklığında gözlenen düşüşlere neyin sebep olduğu konusu üzerinde yazarken, Wright bir Güneş Sistemi bulutunun sorumlu olabileceği ihtimalini düşünmüştü:

“Eğer bizimle yıldız arasında bir şey varsa, o zaman düzenli hareket içerisinden görüş açımızı değiştirmeli… Şu an için bu varsayımsal bulutu 10,000 AB’ye koyalım. Paralaks bunun yaklaşık 20 yay saniyesi kadar hareket etmiş görünmesine sebep olacaktır ve yörünge hareketi de 100 yılda aynı miktarda ilerlemesini sağlayacaktır. Yani eğer bulut 20” boyundaysa, uzun süreli sönükleşmeden sorumlu olabilir. Bu aynı zamanda iki düşüş arasındaki 1.96 Kepler yılı boşluğun da açıklanmasına yardımcı olabilir (ama 0.98 yıldaki düşüş yokluğunu değil):  bu da, bulutun kendi yörünge hareketi nedeniyle yaklaşık 1%’i çıkartılınca, görüş açımızın Kepler’den aynı yere gelmesi için geçen süre.”

Ancak Wright aynı zamanda bu teorideki kusurlara da dikkat çekerek böyle bir halkanın Tabby’nin Yıldızı’na dair gözlemlerin tamamını açıklayamayacağını ve diğer astronomların böyle bir halkanın nasıl meydana gelebileceğini açıklamayı başaramadığını belirtiyor. “Boyajian’ın Yıldızı yalnızca ekliptiğin çok üzerinde değil (ama 10,000 AB’de bunun bir önemi var mı?), aynı zamanda 10,000 AB’de 20 yay saniyelik bir bulut 1 AB boyunda olacaktır. Buna ne sebep olabilir?”

Nihayetinde KIC 8462852’nin tuhaf davranışının arkasında ne olduğunu hiçbir zaman bilemeyebiliriz. Ama fazladan bilgi elde etmek için devam eden çabalarımız, gittikçe artan doğrulukta tahminler yapmayı mümkün kılıyor. İhtimaller arasından gittikçe daha fazlasını eledikçe, gerçekten uygun bir açıklamaya daha fazla yaklaşıyoruz.

Yeni nesil teleskoplar bu anlamda kesinlikle yardımcı olacak. Kim bilir, belki bir gün bu sistemi gerçekten doğrudan keşfedebiliriz ve teorilerimizden herhangi birisinin doğru olup olmadığını görebiliriz.